Cevapla  Konu Gönder 


ÖZÜRLÜ BİR ÇOCUĞUN ANNESİYİM
Yazar Mesaj
ongun
Müdür
*******


Mesajlar: 3,112
Grup Administrators
Katılım: May 2008
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 0
Mesaj: #1
ÖZÜRLÜ BİR ÇOCUĞUN ANNESİYİM

ÖZÜRLÜ BİR ÇOCUĞUN ANNESİYİM

“Bu kitabı oğlumun özürlü olduğunu öğrendiğim ilk günden itibaren tuttuğum günlükleri bir araya getirerek oluşturdum. Her anısı, her günlüğü tamamen gerçektir. Oğlumun özürlü olduğunu duyduğum zaman isyanlarımı durdurmak mümkün değildi. Fakat bu günlükleri yazmaya başlayınca, bir dost ile dertleşir gibi rahatlıyor, dinleniyordum.
Bu kitabı her okuyan anne, baba beni anlayacaktır. Hele bir özürlü çocuk ailesi isen “Aynen benim yaşadığım duyguları yaşamış“dememesi mümkün değildir. Her özürlü çocuk ailesi o günleri yaşamıştır. Belki biraz daha zor şartlar altında yaşamıştır. Fakat sonuçta aynı yöne giden duygulardır. Şu da bir gerçektir ki ne kadar zengin olsan, ne kadar kültürlü olsan yavrunun özürlü olduğunu duyduğun zaman mutlaka kahroluyorsun…“ Kitabımızın yazarı özürlü bir çocuğa sahip olmanın verdiği ilk duyguları ve bu kitabı yazma nedenini kısaca bu şekilde açıklamıştır.
Dürdane Hanım anaokulu öğretmenidir. Şükrü Bey de çalışmaktadır. İki çocuğa sahiptirler. Aytaç büyük olan çocuktur ve ilkokula gitmektedir. İbrahim küçük olan ve zihinsel yetersizliği olan bir çocuktur. Malatya da yaşarlar. İbrahim in özürlü olduğunu altı aylıkken öğrenirler. Çocuğa mongol tanısı konmuştur. Anne ve baba şok olurlar ve aile bir yıkıma uğrar. Kendilerini sorumlu tutarlar, suçlu hissederler. Şükrü Bey içine kapanmıştır karamsar olmuştur ve aile içi iletişimde kopukluk yaşanmaya başlamıştır. Dürdane Hanım sonra kendi kendini sorgular. Hamilelik dönemini düşünür. Yanlış bir şey yapmamıştır. Duyguları kontrol edilebilir hale geldiğinde çare aramaları gerektiğinin fark ederler.
Gün geçtikçe İbrahim’in yüz hareketleri ve davranışları belirginleşir. 6 aylık bir çocuğun yapması gerekenleri yapmaz. Sürünmez, kafasını kaldıramaz. Elleri günden güne şişer ve dokununca ağlar. Şükrü Bey incittiğini düşünerek Malatya’da kırıkçıya götürür. Fakat faydası olmaz. Aksine daha da şişer. Ortopediye götürürler. Doktor İbrahim’i hastaneye yatırır. Aksi takdirde kalsiyum eksikliğinden öleceğini, ‘tetani’ adı verilen kalsiyum eksikliği hastalığının olduğunun söyler. İlk zamanlar iyi ilgilenirken daha sonraları az ilgilenmeye başlarlar. Özel doktora götürürler. Orada da yıkıma uğrarlar. Doktor İbrahim’i İstanbul’a havale eder.
Umutsuzca İstanbul’a giderken otobüste bir doktorla karşılaşırlar. Doktor çocuğa bakar. Yolda bir ilaç alırlar. İlaç iyi gelir. İstanbul’a gelince tanıdıkları bir doktora giderler. Doktor aileye çocuğun hastalığı hakkında bilgi verir. Aileyi yönlendirir. İlaç da verir. İlaçları içince İbrahim iyileşir. Malatya’ya dönünce anne ne yapacağına karar verir. Kütüphaneleri araştırır. Bilgi toplar. Egzersiz programı hazırlar ve belli tekrarlarla her gün uygular ve değişimleri kaydeder. Zamanla egzersizlerle beraber kavram öğretmeye geçer.
Hareketlerin faydası olmuştur. İbrahim oturabilir hale gelmiştir. Anne değişimi gördükçe mutlu olur. Aile içinde bağlar da iyi olmuştur. İbrahim 2 yaşına gelince tek sorun yürüme problemidir. Yeni program yapar, Legolara geçerler. Tuvalet eğitimi verir. Her gün belli tekrarlarla uygular. Zamanla faydasını görür.
Bir gün odaya girdiğinde İbrahim’i başını sallarken görür. İstanbul’da doktor çocuğun baş sallamasının bir şeylerle meşgul olmak istediğinin, büyüdüğünün ve bir şeylerle meşgul olmak istediğinin bir işareti olduğunu söylemiştir. Kütüphanelere gider, kitapları inceler. Yine program yapar. Bacakları gelişince yürümeye geçerler.
İbrahim 3 yaşına gelince abisiyle top oynar duruma gelmiştir. Yine kütüphaneye gittiği bir gün memur onu Milli Eğitimin rehberlik servisine yönlendirir. Ertesi gün oraya gider ve böyle bir yer olduğu için çok şaşırır ve sevinir. Danışmana her şeyi anlatır. Danışman onu ne yapacağı konusunda yönlendirir. İbrahim’de ilerleme iyidir. Ancak dil gelişimi zayıftır. İbrahim’le tekrar danışmana giderler. Orada grup eğitimine girer ve haftada iki gün devam eder. İbrahim’in ilerlemesi iyidir. Bir gün yine rehberliğe gittiklerinde uzman diğer sene İbrahim’in kaynaştırma amaçlı olarak anaokuluna gidebilecek düzeyde olduğunu söyler. Rehberlikten dönüşte anaokuluna giderler. Anne durumu ve çocuğun özelliklerini müdireye anlatır. Müdire kabul eder. Hatta okulda 0-3 yaş grubunun öğretmeni olmadığını, İsterse çalışabileceğini söyler. Anne kabul eder. Hem rehberliğe hem okula bir sene devam ederler. Bir sene sonra rehberlikte tekrar zeka testi yapılır ve ilkokul özel alt sınıfına gidebileceğine karar verilir. İbrahim’in kaydı yapılır. Anne çok mutludur. Çünkü imkansız denilen şeyi başarmıştır.
Okulun açıldığı ilk gün hep beraber giderler. Sınıfta İbrahim gibi olan iki öğrenci daha vardır. Okulun ilk günü çok güzel geçer. İbrahim okulunu çok sever. Anneye yine öğretmenlik teklifi gelir. Ama anne gönüllü olarak çalışma başlar. İki yıl bu okula devam ederler. İbrahim üçüncü sınıfa geçince İstanbul’a taşınırlar. İbrahim’in konuşma dışında tüm becerileri iyidir. İbrahim bu okulda diplomasını alır.
İbrahim şu anda 16 yaşındadır. Mesleki eğitim almaktadır. Okula kendisi gidip gelir. Konuşması gelişmiştir. Dürdane Hanım kurmayı düşlediği Özürlüler Eğitim Merkezinde İbrahim ile birliktedir. Aytaç avukat olmuştur.
Kitabın sonunda da özürlü çocuğa sahip olmayan ailelerin bu çocukları dışlamalarının gereği, hatta maddi imkan veya ortam yaratılmadığından dolayı birçok fırsatlardan mahrum bırakılan çocuklara yardım etmelerinin gereği vurgulanır.
Bu kitabı büyük bir istek ve zevkle okudum. Eğitici ve yok gösterici bir kitap olduğuna inanıyorum. Bence özürlü çocuğu sahip olan ve olmayan bütün ailelerin okuması gerekir. Bu insanların ne hissettiklerini ve yaşadıklarını anlamak açısından önemli olduğunu düşünüyorum.


Sevgi ve Bilgi Paylaştıkca Büyür M.ongun
05-07-2008 11:38 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi