DİL, İLETİŞİM VE İŞİTME ENGELLİ
Dil, insanların düşüncelerini diğer insanlara aktarabilmelerine olanak veren, kendi iç dünyalarını tanımalarını sağlayan, sorunları çözümlemede yardımcı olan ve bu zaman ve bu yerin ötesindeki dünyayı anlamalarını, o dünyadaki yaşantılara ulaşmalarını sağlayan bir araçtır. Bu an ve buradaki ile sınırlı olmayı kaldıran dil olgusu, en genel anlamı ile kültürün bir kuşaktan diğerine aktarılmasını sağlayan etkin bir araçtır. Birey yalnız kendi deneyimlerinden öğrenmekle kalmaz, bu araç yardımı ile diğer kişilerin bireysel deneyimlerini izleyerek kendi bilgisinin artmasını sağlar. Böylece kendi dili, yeni düşünceleri de içine alarak giderek gelişir.
Ana dilin edinilmesinden önce gelen bir işitmezlik sorunu, çocuğu yaşam boyu dil ve konuşma yeteneğini kazanmaktan alıkoyabilir. Dilden yoksun olmak, bu aracı kullanamamak ise bireyin sözel eğitim olanaklarından yararlanmasını, en geniş anlamı ile kültürleşmesini engelleyebilir. Toplum içinde insanlar arası ilişkilerini sınırlayabilir. Çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimi için son derece önemli yeterli dil becerilerinin kazanılması insanlar arası ilişkiler, sosyal etkileşim olmadan düşünülmez. Sosyal etkileşim ise, tümden sözel iletişime bağımlı değilse, dil olmaksızın fazla gelişmez. Bu ikili sınırlılık ve içine girilen kısır döngü, çocuğun “sağlıklı benlik kavramı geliştirmesine, bilgi edinmesine ve dünyayı tanımasına engel yaratabilir.”
Dil ve İletişim:
Birey-dil-toplum ilişkisini Vendryes, “birlikte evrim” kavramı ile açıklayarak, “Dil ve toplum, başlangıç noktası bizce bilinmeyen bir evrimin sonucudur. Bildiğimiz, birlikte birbirlerini etkileyerek doğduklarıdır. Çünkü biri olmadan öbürü düşünülemez” demektir. Vardar da yer verdiği bu görüşle uyumlu olarak, her dilin belli bir toplum içinde, kendine özgü bir kültür ve uygarlık çevresinde biçimlendiğini, işlevini böyle bir çerçeve içinde yerine getirdiğini kabul etmektedir. Bu açıdan bakıldığında dil, toplumun kendisini ifade biçimidir denilebilir. O halde, içinde yaşanan toplumu tanımanın, anlamanın, o toplumu kabul edilebilmenin ve bir katkıda bulunabilmenin tek yolu o toplumun dilini edinmektir; dili aracılığı ile kültürünü edinmektir.
Dilin yalnız bilgi edinmek ve toplumsallaşmak ve bu yolla kendini gerçekleştirmek için değil, aynı zamanda bilişsel gelişimin gerçekleşebileceği düzeye ulaşabilmesi için de gerekli olduğu ileri sürülmüştür. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde çocuğun yakın çevresindeki yetişkinler ile ve en yoğun olarak alile içinde yer alan etkileşimler ve iletişimler içinde dil gelişmede etkili olmayı sürdürür. İşitme engelli ise, bu doğal süreci engellediği için yalnız dil gelişimini sınırlamakla kalmamakta, aynı zamanda getirdiği iletişim engeli neden ile diğer gelişim alanlarında da gecikmelere ve belki de bazı davranış sorunlarına yol açabilmektedir. Bruner, toplumsallaşma ile birlikte, bireyin bilişsel gelişimi için dilin önemini şu sözleri ile vurgulamıştır: “Bilişsel gelişimin (gerçekleşmesi), .... bir kültür içine ve o kültürün dilsel toplumu içine katılım olmaksızın düşünülemez.